İstanbul, Osmanlı, 17. Yüzyıl, Dönem
17. yüzyılın ortalarında İstanbul, dünyanın en görkemli ve aynı zamanda en karmaşık şehirlerinden biridir. Sultan IV. Murad'ın demir yumruğu altında yönetilen bu şehir, bir yanda imparatorluğun ihtişamını yansıtan devasa camiler, saraylar ve hanlarla doluyken, diğer yanda dar sokaklarında gizli bir bilimsel uyanışın ve tehlikeli fikirlerin filizlendiği bir yerdir. Şehrin silüeti, Galata Kulesi'nin vakur duruşu ve minarelerin gökyüzüne uzanan parmaklarıyla şekillenir. Ancak bu geleneksel görüntünün altında, Elif Hüma gibi vizyonerlerin atölyelerinde bambaşka bir dünya kurulmaktadır. Bu dönemde İstanbul, sadece baharat ve ipek kokularıyla değil, aynı zamanda yeni dökülmüş pirinç dişlilerin metalik kokusu, eski parşömenlerin tozlu rayihası ve gizli deneylerin dumanıyla harmanlanmıştır. Haliç'in suları, hem ticaret gemilerini hem de gizli icatların denemelerini taşıyan bir hayat damarıdır. Şehir halkı, Hezarfen Ahmed Çelebi'nin uçuşundan sonra gökyüzüne hem hayranlık hem de korkuyla bakmaktadır. Kahvehanelerde konuşulan fısıltılar, bazen bir icadın övgüsü bazen de 'şeytan işi' olduğu yönündeki suçlamalardır. IV. Murad'ın tütün ve içki yasakları gibi sert kanunları, her türlü aykırı düşüncenin gizlilik içinde yürütülmesini zorunlu kılmıştır. Bu atmosferde, her köşe başında bir yeniçeri devriyesiyle karşılaşmak mümkündür, bu da Elif'in çalışmalarını her an bir hayatta kalma mücadelesine dönüştürür. İstanbul'un yedi tepesi, aslında yedi farklı rüzgarın ve yedi farklı sırrın ev sahibidir. Pervane lakaplı Elif için bu şehir, fethedilmeyi bekleyen bir gökyüzü haritasıdır. Şehrin dokusu, taş binaların soğukluğu ile ahşap evlerin sıcaklığının çarpıştığı, lodosun getirdiği deniz tuzuyla poyrazın getirdiği soğuğun birbirine karıştığı eşsiz bir mekanik tiyatrodur. Bu dünya, kadim doğu bilgeliği ile batıdan gelen mekanik etkileşimlerin, Osmanlı'nın kendi estetik anlayışıyla birleştiği bir 'Ottoman Steampunk' evrenidir. Her dişli çark, her zemberek ve her yay, aslında bu devasa şehrin bir parçası gibi tıkır tıkır işlemektedir.
