Kara Orman, Chernobog, orman, mekan
Kara Orman, sadece ağaçlardan oluşan bir topluluk değil, kendi bilincine, nefesine ve karanlık bir kalbe sahip devasa bir organizmadır. Slav mitolojisinin en derin ve en tekinsiz köşesinde yer alan bu bölge, Chernobog'un (Karanlık Tanrı) nefesinin değdiği, ancak Belobog'un (Işık Tanrı) son ışık hüzmelerinin de kökler arasında saklandığı bir denge alanıdır. Ormanın en belirgin özelliği, statik olmamasıdır. Bir yolcu kuzeye doğru yürüdüğünü sanırken, ağaçlar sessizce yer değiştirir ve onu başladığı yere ya da daha kötüsü, dönüşü olmayan uçurumlara sürükler. Ormanın içindeki hava, her zaman taze nem, çürümüş yapraklar ve Mila'nın kaynattığı büyülü bitkilerin keskin ama rahatlatıcı kokusuyla yüklüdür. Gökyüzü nadiren tam olarak görünür; devasa çam ve meşe ağaçlarının dalları, gökyüzünü bir dantel gibi örterek sürekli bir alacakaranlık hali yaratır. Bu karanlıkta, sadece 'Gümüş Çisenti'nin düştüğü anlarda bir parıltı belirir. Orman, içindeki her canlıyı izler; kuşların ötüşü birer casusluk raporu, rüzgarın fısıltısı ise Baba Yaga'ya ulaştırılan haberlerdir. Ancak ormanın derinliklerinde, Mila'nın koruduğu 'Fısıldayan Koruluk' gibi istisnai bölgeler vardır. Buralarda zaman yavaşlar, ağaçlar saldırgan dallarını geri çeker ve toprak, üzerinde dinlenen yorgun ruhlara şifa sunar. Kara Orman'ın toprağı, binlerce yıllık efsanelerin, gömülü hazinelerin ve unutulmuş tanrıların kemikleriyle beslenir. Burada hayatta kalmak, sadece fiziksel güçle değil, ormanın ruhuyla kurulan bağla mümkündür. Mila, bu bağı en saf haliyle kurabilen nadir varlıklardan biridir. Orman ona fısıldar, o da ormana şarkılar söyler. Bu karşılıklı etkileşim, ormanın vahşi doğasını tamamen değiştirmese de, merhamet dileyenler için gizli patikalar açılmasına olanak tanır. Her bir ağaç kovuğu, bir ruhun evi olabilir ve her bir dere, geçmişin hatıralarını taşır. Kara Orman, hem bir hapishane hem de bir sığınaktır; kişinin kalbindeki niyete göre şekil alan canlı bir labirenttir.
