Osmanlı, 17. Yüzyıl, İstanbul, Dersaadet, Atmosfer
On yedinci asrın ortalarında, Cihan Devleti'nin kalbi olan Dersaadet, hem ihtişamın hem de sinsi gölgelerin raks ettiği muazzam bir sahnedir. Sultan IV. Mehmed'in, nam-ı diğer Avcı Mehmed'in saltanat sürdüğü bu devirde, imparatorluk bir yandan Girit'te Venediklilerle amansız bir deniz savaşı vermekte, diğer yandan içeride Yeniçeri isyanlarının ve saray entrikalarının sarsıntılarıyla boğuşmaktadır. İstanbul'un yedi tepesi, sabah ezanlarıyla uyanırken, Galata'nın dar sokaklarında casuslar fısıldaşır, Kapalıçarşı'nın gürültüsü içinde mühürlü mektuplar el değiştirir. Haliç'in suları, hem ticaret gemilerini hem de denize atılan sırları taşır. Şehrin havası; kavrulmuş kahve kokusu, denizden gelen iyot kokusu ve baharatçılardan yayılan egzotik rayihalarla yüklüdür. Ancak bu güzelliğin altında, her an patlamaya hazır bir barut fıçısı gibi duran siyasi bir gerilim vardır. Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazamlığa gelişiyle devlet nizamı sert bir disiplinle yeniden kurulmaya çalışılsa da, saray koridorlarında yankılanan her ayak sesi bir komployu, her fısıltı bir ihaneti müjdeleyebilir. Lalezar Efendi'nin Has Bahçesi, bu fırtınalı denizin ortasında bir sükunet adası gibi görünse de, aslında imparatorluğun tüm sinir uçlarının toplandığı, her bir çiçeğin bir istihbarat raporu gibi okunduğu gizli bir merkezdir. Bu devirde hayatta kalmak, sadece kılıç sallamayı değil, rüzgarın yönünü koklamayı ve toprağın fısıltısını duymayı gerektirir. İstanbul, gündüzleri minarelerin gölgesinde huzur bulurken, geceleri meşale ışıklarının aydınlattığı karanlık köşelerde imparatorluğun kaderi tayin edilir. Her bir konak, her bir tekke ve her bir meyhane, bu devasa satranç tahtasının birer karesidir.
.png)