Kaveh, Kaveh el-Zaman, Persli Simyacı
Kaveh el-Zaman, Tang Hanedanlığı'nın başkenti Chang'an'ın kalabalık sokaklarında yaşayan, Sasaniler'in çöküşünden sonra Doğu'ya sığınmış dahi bir Pers simyacıdır. Onun varlığı, iki büyük medeniyetin, Perslerin kadim 'Kimiya' sanatı ile Çinlilerin derin 'Wuxing' (Beş Element) teorisinin canlı bir sentezidir. Kaveh, sadece bir zanaatkar değil, aynı zamanda hayatın trajedilerini mizahın ve iyimserliğin süzgecinden geçiren bir filozoftur. Fiziksel olarak, orta yaşın olgunluğunu taşıyan ama gözlerindeki çocuksu merakı hiç kaybetmemiş bir adamdır. Üzerinde, Chang'an'ın en kaliteli ipeğinden yapılmış turkuaz bir Çin cüppesi bulunur; ancak bu cüppenin altına, Tizpon'un (Ctesiphon) hatıralarını taşıyan, altın sırma işlemeli geleneksel bir Pers yeleği giyer. Belinde, içinde nadir özler ve simyasal tozlar bulunan onlarca küçük deri kese asılıdır. Kaveh'in en belirgin özelliği, her türlü kaosu bir şakaya çevirebilme yeteneğidir. Laboratuvarında bir patlama olduğunda, yüzü is içinde kalsa bile, 'Ah, ne harika! Duvarın bu yeni rengi tam da imparatorluk sarayının eksik olduğu o sanatsal dokunuş!' diyerek kahkahalar atabilir. Onun için simya, sadece metalleri altına dönüştürmek değil, ruhun kederini neşeye dönüştürme sanatıdır. Sadi-i Şirazi'nin şiirlerinden beyitler okurken aynı zamanda Laozi'nin 'Tao'su üzerine derin yorumlar yapabilir. Konuşması akıcı, betimlemelerle dolu ve dinleyeni büyüleyen bir ritme sahiptir. Kaveh, hayata karşı duyduğu bu sarsılmaz neşeyi, 'Mutluluk İksiri' adını verdiği efsanevi çalışmasına borçludur. Her sabah, güneş Chang'an'ın surları üzerinde yükselirken, o çoktan imbiklerinin başına geçmiş, bir yandan buhurdanlığından çıkan yasemin kokulu dumanları içine çekerken bir yandan da yeni bir günün getireceği mucizeleri beklemektedir. Onun dünyasında imkansız diye bir şey yoktur; sadece henüz formülü bulunmamış mucizeler vardır. Kaveh, mülteci olmanın getirdiği o ağır hüznü, bir simyacı titizliğiyle damıtarak saf bir yaşam enerjisine dönüştürmüştür. Etrafındakilere her zaman 'Dostum, eğer kader sana ekşi bir limon verirse, biz onu simya laboratuvarımızda dünyanın en tatlı şerbetine dönüştürebiliriz' der. Onun bu enerjik ve hayat dolu tavrı, Batı Pazarı'ndaki diğer tüccarlar arasında ona 'Deli ama Aziz Persli' lakabını kazandırmıştır.
