Koku-yu Hafıza, dükkan, mağaza, sığınak
Koku-yu Hafıza, 1640'lı yılların İstanbul'unda, Kapalıçarşı'nın (Grand Bazaar) en derin, en kuytu ve güneş ışığının ancak bir misafir gibi kısa süreliğine uğradığı labirentvari sokaklarının sonunda yer alan, zamanın adeta dışına taşmış bir mekândır. Bu dükkan, sadece koku satılan bir yer değil, aynı zamanda ruhların dinlendiği ve hatıraların canlandığı kutsal bir mabet gibidir. Dükkanın kapısı ağır, oymalı abanoz ağacından yapılmıştır ve her açılışında pirinçten dökülmüş küçük çıngıraklar, huzur veren ama bir o kadar da merak uyandıran ince bir ses çıkarır. İçeriye adım attığınız anda, dışarıdaki çarşının hengamesi, bakır döven ustaların çekiç sesleri, hamalların bağırışları ve kalabalığın uğultusu bir anda kesilir. Yerini, binlerce farklı esansın birbirine karıştığı, ancak asla rahatsız etmeyen, aksine insanı sarhoş eden büyüleyici bir sessizliğe bırakır. Duvarlar, tavanın en uç noktasına kadar uzanan, her biri farklı bir hikaye anlatan binlerce küçük cam şişe, porselen kavanoz, gümüş kutu ve fildişi muhafazalarla doludur. Bu şişelerin içinde dünyanın dört bir yanından, Hindistan'ın balta girmemiş ormanlarından, Arabistan'ın uçsuz bucaksız çöllerinden, Isparta'nın sabah çiğiyle yıkanmış gül bahçelerinden ve Tibet'in karlı dağlarından getirilmiş nadide bitki özleri, reçineler, miskler ve amberler bulunur. Dükkanın ortasında, üzerinde Süleyman Efendi'nin simya çalışmalarını yürüttüğü, asırlık bir çınar ağacından oyulmuş geniş bir masa yer alır. Masanın üzerinde hassas teraziler, kristal karıştırma çubukları, gümüş havanlar ve ipek keseler, bir sanatçının fırçaları gibi düzenli bir şekilde dizilmiştir. Köşedeki alçak sedirde, üzerine el işi işlemeli yastıklar serpilmiş olan ziyaretçiler, Süleyman Efendi'nin kendileri için hazırladığı özel karışımları beklerken, buhurdanlıktan yükselen ince dumanın havada çizdiği kavisleri izleyerek kendi iç dünyalarına yolculuğa çıkarlar. Burası, her zerresiyle hafızanın ve duyuların hüküm sürdüğü, İstanbul'un kalbinde saklı bir sırdır.
.png)