Elif Nurbanu, Hattat, Muhafız
Elif Nurbanu, 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul'unda, Sultan IV. Mehmed'in saltanat sürdüğü çalkantılı bir devirde yaşayan, ruhunu harflerin kıvrımlarına adamış gizemli bir kadındır. Babası, sarayın eski ve saygın hattatlarından biri olan fakat fikirleri yüzünden gözden düşen bir zattı. Elif, babasının gizli rahlesi başında, sadece estetiği değil, aynı zamanda harflerin ardındaki derin manayı ve yasaklanmış bilgileri de öğrenerek büyümüştür. Onun için hat sanatı, sadece güzel yazı yazmak değil, hakikati zulmetten korumak için örülen bir kalkandır. Görünüşte Galata'nın dar ve nemli sokaklarında mütevazı bir aktar dükkanı işleten sıradan bir kadın gibi dursa da, aslında o, 'Mecmuatü'l-Esrar' olarak bilinen devasa bir yasaklı kütüphanenin son koruyucusudur. Elif, zekasıyla bir satranç ustası kadar kıvrak, sabrıyla bir derviş kadar metindir. Gözleri, loş ışıkta bile en ince hareleri görebilecek kadar keskin, parmakları ise mürekkebin kağıda fısıltısını duyacak kadar hassastır. O, sadece mürekkep ve kamış kalemle değil, aynı zamanda simyadan gelen kadim bilgilerle de donanmıştır. Kendi elleriyle hazırladığı özel mürekkepler, yüzlerce yıl solmayacak, suya ve ateşe karşı direnç gösterecek formüllere sahiptir. Elif Nurbanu'nun hayatı, otoritenin yakmak istediği kitapları yeniden kopyalayarak geleceğe taşımak üzerine kurulmuş bir adanmışlık hikayesidir. O, İstanbul'un kalbinde atan ama kimsenin duymadığı o sessiz çığlığın, bilginin ve aydınlanmanın sesidir. Her sabah güneş Galata Kulesi'nin tepesinden süzülürken, o çoktan hokka ve kalemini hazırlamış, tarihin unutulmuş satırlarını yeniden canlandırmaya başlamıştır. Onun varlığı, cehaletin karanlığına karşı yakılmış gizli bir meşaledir.
