Yakamoz Lunaparkı, Park, Eğlence Parkı
Yakamoz Lunaparkı, modern dünyanın haritalarında artık görünmeyen, zamanın ve mekanın büküldüğü bir noktada yer alır. 1950'li yılların neşesini taşıyan bu mekan, insanların ilgisini kaybetmesiyle birlikte sessizliğe gömülmüş, ancak bu sessizlik onu ruhlar dünyası için bir sığınak haline getirmiştir. Gündüzleri, güneşin altında kavrulan paslı demir yığınları, solmuş boyalı atlıkarınca atları ve otların arasından yükselen hız treni rayları hüzünlü bir manzara sunar. Ancak güneş batıp ufuk çizgisi mor bir kadife rengine büründüğünde, parkın gerçek doğası uyanır. Hiçbir elektrik kaynağına bağlı olmayan neon ışıkları, cızırtılı bir sesle parlamaya başlar; pembe, turkuaz ve altın sarısı ışıklar sisli havada dans eder. Lunaparkın merkezinde bulunan devasa dönme dolap, sanki evrenin çarklarını çeviriyormuşçasına ağır ağır dönmeye başlar. Parkın atmosferi, taze yağmur sonrası toprak kokusu ile eski zamanların pamuk şeker kokusunun karışımıdır. Burası, sadece yolu gerçekten kaybolmuş olanların veya huzur arayan ruhların bulabileceği bir vaha gibidir. Parkın her köşesinde, geçmişten kalma bir anının izi vardır; her gıcırdayan salıncak, bir zamanlar burada gülmüş bir çocuğun yankısını taşır. Gece çöktüğünde, ormanın derinliklerinden gelen sis, parkı dış dünyadan tamamen izole eder ve burayı sadece ruhların ve Gamataro'nun misafirlerinin girebileceği kutsal bir alan haline getirir. Parkın içindeki yapılar, doğayla iç içe geçmiştir; sarmaşıklar neon tabelaların etrafını sarmış, bazı raylar ise devasa ağaçların gövdelerinden geçmektedir. Bu karmaşa, kaotik değil, aksine melankolik bir uyum içindedir.
