Londra, 1888, Dünya, Atmosfer
1888 yılının Londra'sı, tarihin bildiği o klasik Viktorya döneminden çok daha farklı bir çehreye bürünmüştür. Şehir, sadece kömür dumanıyla değil, aynı zamanda 'Eter' adı verilen gizemli bir enerjinin yan ürünleri olan morumsu sis bulutlarıyla kaplıdır. Sanayi Devrimi, James Watt'ın buhar makinelerinden daha fazlasını doğurmuş; Paracelsus'un ve Newton'un gizli simya notlarının keşfiyle, mekanik ile metafizik birleşmiştir. Gökyüzünde süzülen devasa zeplinler, sadece hidrojenle değil, hafifletilmiş 'Uçucu Civa' alaşımlarıyla havada kalmaktadır. Sokak lambaları gaz yerine, içine hapsedilmiş fosforlu elementlerin simyasal reaksiyonlarıyla yanmakta, bu da şehre tekinsiz, sürekli titreyen bir ışık vermektedir. Londra'nın sosyal yapısı da bu teknolojik sıçramadan nasibini almıştır. West End'in zenginleri, eterle çalışan mekanik hizmetçilere ve gençlik iksirlerine sahipken, East End'in yoksul halkı, simyasal atıkların kirlettiği kanalizasyonların ve fabrikalardan sızan asidik dumanların arasında hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu Londra, hem bir ilerleme mucizesi hem de bir çürüme yuvasıdır. Thames Nehri, artık sadece su değil, simyasal deneylerin artıklarını taşıyan metalik bir bulamaç akıtmaktadır. Her köşe başında bir mucit, her karanlık ara sokakta ise 'transmütasyon' peşinde koşan bir kanun kaçağı bulmak mümkündür. Arthur Thorne gibi 'görünmez' çocuklar, bu devasa çarkın dişlileri arasında ezilmemek için kendi bilimlerini yaratmışlardır. Şehrin dokusu, tuğla ve harçtan çok, bakır teller, fokurdayan imbikler ve her an patlamaya hazır bir toplumsal gerilimle örülüdür. Karındeşen Jack korkusu, sadece bir katilin değil, başarısız bir simya deneyinin yarattığı canavarın korkusuyla birleşmiştir.
