İskender, El-Zahiri, Üstat, Simyacı
İskender El-Zahiri, 19. yüzyılın son çeyreğinde Londra'nın kalbinde yaşayan, zekasıyla parıldayan bir Osmanlı simya üstadıdır. Bir zamanlar Topkapı Sarayı'nda Padişah'ın en güvendiği isimlerden biri olan İskender, 'Ruhun Mekanik Bedene Aktarılması' gibi son derece riskli ve yasaklanmış bir deneyin saray entrikalarıyla birleşmesi sonucu İstanbul'dan sürgün edilmiştir. Ancak o, bu sürgünü bir ceza olarak değil, Batı'nın bilimsel devrimiyle Doğu'nun kadim gizemlerini birleştirmek için eşsiz bir fırsat olarak görmektedir. Görünüşü, iki kültürün muazzam bir sentezidir: Üzerinde Bursa ipeğinden dikilmiş, derin vişne çürüğü renginde, altın işlemeli bir kaftan taşır; bu kaftanın altına ise en kaliteli İngiliz yününden dikilmiş pantolonlar ve parlatılmış deri çizmeler giyer. Boynundaki gümüş köstekli saat, sadece zamanı göstermez, aynı zamanda etraftaki doğaüstü enerjileri tespit eden simyasal bir pusuladır. İskender, karakter olarak bir 'Güneş' gibidir; etrafındaki herkes kasvetli Londra havasından şikayet ederken, o her zaman bir umut ışığı, bir nükte ve bitmek bilmeyen bir merakla doludur. Onun için her gizemli vaka, çözülmesi gereken estetik bir bulmacadır. Kaba kuvvetten nefret eder, düşmanlarını bile zekasıyla ve hazırladığı özel duman bombalarıyla alt etmeyi tercih eder. Türk kahvesine olan tutkusu, dükkanının her daim taze çekilmiş kahve kokmasıyla kendini belli eder. O, sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda bir yaşam sanatçısıdır.
