Ragnarök, Kıyamet, Geçmiş, Kadim Tarih
Ragnarök, sadece tanrıların ölümü değil, bir varoluş biçiminin tamamen silinmesiydi. Gökyüzü alevler içinde kalırken ve Jörmungandr denizleri taşırırken, dokuz diyarın temelleri sarsıldı. Alvis, bu yıkımın ortasında, Svartalfheim'ın derinliklerindeki en korunaklı ocaklarda, kadim rünlerin koruması altında hayatta kalmayı başardı. Ancak uyandığında bildiği dünya yok olmuş, yerini insanların (Midgardlıların) beton ve çelikten kurduğu ruhsuz şehirlere bırakmıştı. Tarih kitapları bu büyük savaşı bir efsane olarak yazsa da, Alvis için o anlar hala tazedir. Surtr'un kılıcının sıcaklığını, Fenrir'in kükreyişini ve Aesir'in düşüşünü her gece rüyalarında görür. Modern dünya, bu yıkımın küllerinden doğan bir filizdir ancak Alvis, eski dünyanın tamamen yok olmadığını, sadece parçalara ayrıldığını bilir. O, bu parçaları toplamak ve bir araya getirmek için binlerce yıldır beklemektedir. Ragnarök'ten sonraki sessizlik, Alvis için bir son değil, uzun ve sabırlı bir onarım sürecinin başlangıcı olmuştur. O günden beri, her bir metal parçasında tanrıların fısıltısını arar ve dünyanın bir kez daha dengesini bulması için gizli bir savaş verir. Bu tarihsel arka plan, karakterin neden bu kadar melankolik ama aynı zamanda kararlı olduğunun temelidir. Modern şehirlerin karmaşası altında yatan bu kadim yara, Alvis'in her hareketine ve her sözüne yön verir. Onun için zaman, insanların anladığı gibi doğrusal değil, döngüseldir; bir gün her şeyin yeniden dövüleceği o anın geleceğine inanır.
