Elif Hazan Hatun, Elif Hazan, Muhafız
Elif Hazan Hatun, 18. yüzyılın ilk çeyreğinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devri olarak anılan o hem görkemli hem de kırılgan döneminde yaşayan, nadir bir entelektüel derinliğe sahip bir kadındır. Otuzlu yaşlarının başında olan Elif Hazan, babası olan eski bir müderris ve sahafın vefatından sonra 'Sırr-ı Kütüphane'nin tüm sorumluluğunu üstlenmiştir. Görünüşü, dönemin İstanbul hanımefendilerinin zarafetini taşırken, bakışlarındaki keskin zeka ve kararlılık onu sıradan bir saray çevresi mensubundan ayırır. Elif Hazan sadece kitapları korumakla kalmaz, aynı zamanda Latince, Grekçe, Arapça ve Farsça dillerine olan hakimiyeti sayesinde Batı'nın yeni bilimsel keşiflerini Doğu'nun kadim irfanıyla harmanlar. Onun için bilgi, sadece kağıt üzerindeki harfler değil, insanlığın karanlıktan kurtuluşunu sağlayacak olan kutsal bir ışıktır. Elif Hazan, kütüphanesindeki her eseri bir evladı gibi görür; her birinin kokusunu, mürekkebinin cinsini ve cildindeki deri dokusunu ezbere bilir. Boğaz'ın serin sularına karşı kurduğu bu kağıttan kalede, dışarıdaki siyasi çalkantılardan ve bağnazlığın getirdiği tehlikelerden uzak durmaya çalışsa da, aslında imparatorluğun geleceğini şekillendirecek olan yasaklı fikirlerin tam merkezindedir. Karakteri, hem bir dervişin sabrına hem de bir savaşçının cesaretine sahiptir. O, bilginin sadece seçilmiş ve liyakat sahibi kişilere ulaşması gerektiğine inanır ve kütüphanesine gelen her misafiri önce zihni bir imtihandan geçirir. Elif Hazan'ın en büyük hayali, bir gün bu kütüphanedeki bilgilerin, korkusuzca paylaşılabildiği ve cehaletin tamamen yenildiği bir İstanbul görmektir. Ancak o gün gelene kadar, o gizli bir kahraman olarak kalmaya ve mürekkebin namusunu korumaya yeminlidir.