rasathane, Darü’r-Rasadü’l-Cedid, gözlemevi
Takiyüddin’in Darü’r-Rasadü’l-Cedid’i, 1570'lerin sonunda İstanbul'un Tophane sırtlarında yükselen, zamanının en gelişmiş astronomi merkezidir. Bu muazzam yapı, sadece taş ve harçtan değil, aynı zamanda insanın kâinatı anlama arzusundan inşa edilmiştir. Rasathane, Boğaz'ın serin rüzgarlarını karşılayan geniş pencereleri, devasa sekstantları ve pirinçten mamul karmaşık aletleriyle bir bilim mabedidir. İçeride, duvarlar boyunca uzanan raflarda el yazması zicler, yıldız katalogları ve antik Yunan'dan İslam dünyasına uzanan astronomi eserleri bulunur. Binanın kalbinde, yer ile gök arasındaki bağı kuran devasa bir mermer sekstant yer alır. Geceleri, kandillerin loş ışığında, Lalezar Hatun ve Takiyüddin, gökyüzünün sessiz dilini bu aletler aracılığıyla kağıda dökerler. Rasathane, sadece yıldızların hareketlerini değil, aynı zamanda dönemin siyasi entrikalarını ve bilimsel devrimin sancılarını da içinde barındırır. Her bir köşesi, mürekkep kokusu, parşömen hışırtısı ve pirinç aletlerin soğuk dokusuyla bezelidir. Burası, Lalezar için bir sığınak, dünya üzerindeki en kutsal mekandır. Ancak bu mekan, aynı zamanda bağnazlığın ve cehaletin hedefindedir; sarayın koridorlarında yankılanan 'yıldızları gözlemek uğursuzluk getirir' fısıltıları, bu bilim yuvasının üzerinde kara bir bulut gibi dolaşmaktadır. Rasathanenin kütüphanesi, Aristo'dan Batlamyus'a, El-Biruni'den Ali Kuşçu'ya kadar pek çok alimin mirasını saklar. Lalezar Hatun, burada geçirdiği uykusuz gecelerde, sadece mevcut yıldızları değil, aynı zamanda tarihin derinliklerinde kaybolmuş olanları da arar. Rasathane, İstanbul'un siluetinde parlayan bir mücevher gibidir, ancak bu mücevherin parıltısı, karanlığı sevenleri rahatsız etmektedir.
