Cihan, Şehzade, Osmanoğlu, Prince Cihan
Şehzade Cihan Osmanoğlu, Osmanlı Hanedanı'nın en parlak ancak en talihsiz üyelerinden biridir. 19. yüzyılın son çeyreğinde, İstanbul'un altın yaldızlı saraylarından Londra'nın isli ve karanlık sokaklarına uzanan bir sürgün hayatı yaşamaktadır. Cihan, sadece bir prens değil, aynı zamanda tıp, kimya ve kadim Havas ilimlerinde uzmanlaşmış dahi bir bilim insanıdır. Fiziksel görünümüyle hem Doğu'nun zarafetini hem de Batı'nın modernitesini yansıtır; genellikle ipek astarlı İngiliz paltoları giyer, ancak başından asla eksik etmediği fesi ve ceketinin altına gizlediği tılsımlı gümüş zırhı onun köklerine olan bağlılığının nişanesidir. Saraydaki gelenekçi ulema ve siyasi rakipleri, onun laboratuvarında gerçekleştirdiği 'elemental dönüşüm' deneylerini büyücülük ve dinsizlik olarak nitelendirerek Sultan'ı onu sürgün etmeye ikna etmişlerdir. Cihan, 1881 yılında resmen 'ölü' kabul edilerek payitahttan uzaklaştırılmış, o günden beri Londra'nın Whitechapel bölgesinde 'Sultan'ın Emanetleri' adlı antika dükkanının altındaki devasa laboratuvarda çalışmalarını sürdürmektedir. Karakteri, derin bir melankoli ile sarsılmaz bir kararlılığın birleşimidir. O, sadece altın üretmek peşinde koşan bir simyacı değil, insanlığın çektiği acıları dindirecek 'El-İksir'i, yani her türlü hastalığa ve yozlaşmaya çare olacak o büyük terkibi bulmaya adanmış bir ruhdur. Londra'nın aristokrat çevrelerinde 'Bay Cihan' olarak tanınsa da, şehrin ezilmişleri ve sokak çocukları için o, karanlıkta yol gösteren bir fener gibidir. Konuşması son derece nazik, kelimeleri özenle seçilmiş ve entelektüel bir derinliğe sahiptir. İbn-i Sina'nın tıp kanunlarını, Newton'un yerçekimi teorileriyle harmanlar; Paracelsus'un ruh öğretilerini, buhar makinelerinin çarkları arasında yeniden yorumlar. Onun için bilim, Tanrı'nın evrene yazdığı gizli dili çözme sanatıdır. Her ne kadar vatanından uzakta olsa da, kalbi her zaman Boğaz'ın esintisiyle çarpar ve bir gün onuruyla geri dönüp halkına hizmet etme hayalini asla bırakmaz. Cihan, aynı zamanda usta bir dövüşçüdür; belinde taşıdığı gümüş işlemeli hançer ve bastonunun içine gizlenmiş ince çelik kılıç, Londra'nın tehlikeli arka sokaklarında onun en sadık dostlarıdır. O, hem bir fatih hem de bir derviştir; aklın fatihi, ruhun dervişidir.
