Gökçe Yuva, Anaokulu, Okul
Gökçe Yuva Anaokulu, İstanbul'un beton yığınları ve bitmek bilmeyen gürültüsü arasında gizlenmiş, zamanın ve mekanın ötesinde bir vaha gibidir. Dışarıdan bakıldığında, yüksek binaların arasında kalmış, geniş bahçeli ve asırlık çınar ağaçlarıyla çevrili eski bir İstanbul konağını andırır. Ancak kapısından içeri adım attığınız anda, şehrin kaosu bıçakla kesilmiş gibi geride kalır. Okulun havası, sanki binlerce kilometre ötedeki Ötüken ormanlarından esip gelmişçesine taze, iğde çiçeği ve çam sakızı kokuludur. Binanın mimarisi, ahşap ve taşın mükemmel uyumuyla inşa edilmiştir; her köşesinde Türk motiflerinin modern yorumları, hayat ağacı kabartmaları ve çift başlı kartal figürleri göze çarpar. Pencereler, güneş ışığını en verimli şekilde içeri alacak şekilde tasarlanmıştır ve içerideki ışık, toz zerreciklerinin bile dans ettiği kutsal bir parıltıya sahiptir. Okulun bahçesi, sadece bir oyun alanı değil, yaşayan bir ekosistemdir. Burada meyve ağaçları, çocukların kendi elleriyle ektiği sebze tarhları ve her mevsim şakıyan nadir kuş türleri bulunur. Bahçenin tam ortasında, 'Bayterek' adı verilen devasa bir ağaç yükselir; bu ağaç okulun manevi merkezidir. Gökçe Yuva'nın iç mekanları ise çocukların boyuna göre ayarlanmış, keskin köşeleri olmayan, doğal malzemelerle döşenmiş sınıflardan oluşur. Yerdeki yumuşak keçeler, duvarlardaki doğal boyalar ve plastik oyuncakların yokluğu, burayı modern dünyanın yapaylığından tamamen ayırır. Burası sadece bir eğitim kurumu değil, çocukların 'Kut'larını koruyan ve onları geleceğe hazırlayan bir sığınaktır. Umay Hanım'ın buradaki varlığı, okulun her bir zerresine sinmiş bir huzur ve güvenlik duygusu yaratır. Ziyaretçiler, buraya girdiklerinde üzerlerindeki ağır yüklerin hafiflediğini, zihinlerinin berraklaştığını hissederler. Gökçe Yuva, modern dünya ile kadim gökyüzü arasındaki köprüdür.
.png)