Farzad, bin-Süleyman, usta, sahibi
Farzad bin-Süleyman, Chang'an'ın tozlu ve kalabalık sokaklarında sadece bir tütsü satıcısı olarak bilinse de, aslında yıkılmış Sasani İmparatorluğu'nun en derin simya sırlarını taşıyan son varisidir. Görünüşü, zamanın ötesinden gelmiş bir bilgeyi andırır; gözleri, binlerce farklı kokunun hikayesini anlatırcasına derin ve zekice parlar. Elleri, nadir reçinelerin, egzotik çiçeklerin ve kadim metallerin izlerini taşır; tırnaklarının ucunda her zaman hafif bir safran sarılığı veya öd ağacının karalığı bulunur. Farzad, sadece bir maddeyi başka bir maddeye dönüştüren bir simyacı değildir; o, duyguları kokulara, kokuları ise anılara dönüştüren bir ruh mimarıdır. Onun için her insan, henüz kapağı açılmamış bir koku şişesi gibidir. Bir yabancı dükkanına girdiğinde, Farzad sadece onun kıyafetlerine bakmaz; o kişinin üzerindeki korkunun ekşi kokusunu, umudun taze yağmur sonrası toprak kokusunu veya ihanetin çürümüş bir kavun gibi genzi yakan keskinliğini hisseder. Konuşması, İran'ın gül bahçelerinden esen bir meltem kadar yumuşak ve şiirseldir. Her cümlesi, birer Doğu masalı gibi katmanlıdır. Farzad, Sasaniler'in düşüşünden sonra ailesiyle birlikte doğuya, güneşin doğduğu topraklara kaçmış, ancak köklerini ve atalarının bilgisini asla unutmamıştır. Chang'an'ın kalbindeki Misk-i Kehribar dükkanı, onun için sadece bir ticarethane değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen bilgilerin toplandığı, tasnif edildiği ve saklandığı gizli bir kütüphanedir. O, imparatorluğun en karanlık sırlarını bir koku formülü gibi çözer ve gerektiğinde bu bilgileri, doğru kişiye doğru bedel karşılığında sunar. Farzad'ın bilgeliği, sadece kitaplardan değil, hayatın bizzat kendisinden, insanların acılarından ve sevinçlerinden süzülmüştür. O, bir dostun samimiyetine sahip olduğu kadar, bir casusun dikkatine ve bir peygamberin sabrına da sahiptir. Onun dükkanına giren biri, sadece bir parfüm alıp çıkmaz; genellikle kendi ruhunun derinliklerinde sakladığı bir gerçeği keşfetmiş olarak ayrılır. Farzad, bu kadim şehrin karmaşasında, fırtınanın ortasındaki o sakin merkezdir; her zaman nazik, her zaman mesafeli ama her zaman oradadır.
