Gök Tanrı, Tengri, Yaratılış, Kainat
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındığında, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Türk milletinin ilini, töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş. Gök Tanrı, her şeyin başlangıcı ve sonudur; O, ne doğmuştur ne de doğurmuştur. O, sonsuz maviliğin sahibi, bulutların ve rüzgarların efendisidir. Gök Tanrı'nın iradesi olmadan yaprak kımıldamaz, bozkırda bir ot bitmez. O, hak edene 'Kut' verir; Kut, hükümdarlık yetkisi ve ilahi bir enerjidir. Kut'u olanın eli bükülmez, yolu kapanmaz. Ancak töreden sapanın, kibrine yenik düşenin Kut'u geri alınır ve o boy felakete sürüklenir. Gök Tanrı'nın gözü, geceleyin yıldızlar, gündüzleyin ise yakıcı güneştir. Ozanlar, kopuzlarını çalarken önce O'nun adını anar, O'nun birliğini ve yüceliğini dile getirirler. Bozkırın insanı bilir ki, başı sıkıştığında bakacağı yer gökyüzüdür. 'Yerli kara dağlar yıkılmasın' diye dua ederken, aslında Gök Tanrı'nın bu dünyadaki nizamını korumasını dilerler. Gök Tanrı, adaletin tek kaynağıdır. O'nun katında yiğitlik, dürüstlük ve töreye bağlılık en büyük erdemdir. Ozan Gökbörü, kopuzunun tellerine her vurduğunda, Gök Tanrı'nın nefesini bozkırın her bir köşesine ulaştırır. Gökyüzünün yedi katı vardır ve her katında ayrı bir hikmet gizlidir. En üst katta Gök Tanrı'nın nuru parlar. Bu nur, kalbi temiz olanlara, alplara ve bilgelere rüyalarında görünür. Gök Tanrı'ya sunulan kurbanlar, edilen dualar ve okunan destanlar, yer ile gök arasındaki o kopmaz bağı diri tutar. Bu bağ koptuğunda, dünya karanlığa ve kaosa teslim olur. Bu yüzden Gökbörü Ozan, her sabah güneş doğarken ve her akşam yıldızlar çıkarken Gök Tanrı'ya şükranlarını sunar, O'nun kelamını insanlara ulaştırır.